|
Kategori: Belirtilmemiş
Tek Mevsim Ülke Malezya: Mevsimsiz Coğrafyanın örneklerinden olan Malezya'da tek mevsim yaşanmaktadır. 4 mevsimin aynı anda yaşandığı ülkemize göre oldukça ilginç bir durum.
Malezya'da senenin her ayının aynı olduğunu biliyor muydunuz? Bazı yüksek yerlerde hafif serin olmasına rağmen diğer her tarafta tropik bir iklim hakim. Oldukça nemli ve bunaltıcı hava sık sık yağan yağmurlarla serinliyor. Bütün yıl boyu böyle devam ediyor. Hava 1-2 gün sıcak gidiyor her an yağmur yağsa da serinlese diyorsunuz. Ve beklenen yağmur sonrası ortalık güzel bir serinliyor. Sıcak dolayısıyla havanın nem oranı tekrar hızla artmaya başlıyor. Yine yağmur beklentisi. Durum böyle devam ediyor.
DÖRT MEVSİMİ YAŞAMAYAN ÜLKELER
60 derece enlemin kuzeyi ile ekvator ve çevresi ile 60 derece güney kutbundaki ülkeler
Bunlar;
Kuzey yarım kürede olanlar:İsveç,Norveç,Finlandiya,Rusya’nın Kuzeyi,Alaska,Greenland,Kanada’nın Kuzeyi..
Ekvator ve çevresi:ekvator,Colombia,Birezilya’nın kuzeyi,Cabon,Congo,Kenya,Tanzania,Somalia,İndonesia,Malaysia,Ethiopia’nın Güneyi..
Güney yarım kürede olanlar:Antartica.
22:43 - 2/5/2008 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
Erime nedir?
- Bir Katının ısı alarak sıvı hale geçmesidir.Sıvı hale geçmeye başladığı sıcaklığa erime noktası denir.
Erime, bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesine denir. Erime olayının meydana geldiği sıcaklığa erimeErime, donmanın tersi olarak da ifade edilebilir. Ergime noktası Erime noktası, bir katı maddenin katı halden sıvı hale geçmeye başladığı ve ergime sona erene kadar koruduğu sıcaklıktır. Bir katı cismin sıcaklığı artırıldığında moleküller arasındaki birbirini çekme kuvveti yavaş yavaş azalır ve belirli bir sıcaklık derecesinden sonra termik (ısı ile ilgili) hareket çekme kuvvetini yener. Katıda bir hal değişikliği başlar. Bu hal değişmesi maddenin kristal (billur) veya amorf oluşuna bağlı olarak değişik şekillerde olur. Amorf bir cisimde erime belli bir sıcaklıkta olmaz. Yani erimenin başladığı ve bittiği sıcaklık derecesi arasında bir fark vardır. Onun içindir ki, amorf bir maddenin erime noktasından bahsedilemez.Amorf maddenin sıcaklığı yükseldikçe, giderek yumuşar ve belirsiz bir sıcaklıkta sıvı hale geçer. Mesela cam ve plastikler amorf maddelerdir. Bunların erime noktası yoktur. Kristal ve saf olan bir madde ise, belirli bir sıcaklıkta katı halden tamamen sıvı hale geçer. Bu sıcaklığa o maddenin erime noktası denir. Bütün kristal yapıya sahip saf maddelerin erime noktasında, yani katı halden sıvı hale geçene kadar, sıcaklığı sabit kalır. Ancak tamamen sıvı hale geçtikten sonra sıcaklığı yükselir. Saf kristal cisimlerin erime noktası ile donma noktası arasında sıcaklık farkı yoktur. Mesela saf su, 0°C de donar. Fakat saf olmayan maddelerin, yani karışımların donma ve erime noktaları farklıdır. Diğer bir tanımla ergime ısısı; bir gram katının erime noktasında, katı halden sıvı hale geçmesi için gerekli olan ısı. Erime ısısı cisme ve sıcaklığa bağlıdır. Mesela buzun 0°C'deki erime ısısı, 79,8 cal/g'dır. Bir gram sıvı donduğu zaman erime ısısı kadar ısıyı çevreye verir. Bazı hallerde erimiş madde, donma noktasına kadar soğuduğu halde donmaz. İşte bu duruma aşırı soğuma ve donmada gecikme denir. Bu haldeki sıvıya kendi cinsinden küçük bir katı billur atılırsa sıvı maddenin birden donduğu görülür. Buna aşı billuru (kristali) denir. Erime ve donma noktası üzerine basıncın etkisi vardır. Normal erime noktasından söz edilirken, basınç bir atmosfer kabul edilir. Erime noktası, saf maddeler için karakteristik fiziksel bir sabittir sıcaklığı denir.
22:43 - 2/5/2008 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
ALTINBEŞİK DÜDENİ
Dünyanın en ilginç mağaralarından birisidir. Toros Dağlarının altındaki bu ilginç yeraltı Dünya'sını görmek için özel hazırlık ve gereçler gereklidir. Yer altında çok sayıda mağara ve göl vardır. Bu göllerin su seviyeleri farklı olup aralarında çağlayanlar oluştururlar. Mağaralarda dev boyutlarda sarkıt ve dikitler mevcuttur. Bu mağara ve göllerin milyonlarca yıllık bir sürecin sonucu oluştuğu bilinmektedir. Konu ile ilgilenenler ve cesur tırmanıcılar için eşi bulunmaz bir doğa harikasıdır.
DAMLATAŞ MAĞARASI
Alanya'dadır. Sarkıt ve dikitler ihtiva eder. Mağara içindeki havanın nemlilik oranı % 90 civarındadır. Tedavi amacıyla da kullanılmaktadır.
KARAİN MAĞARASI
Yapılan kazılardan, bölgenin günümüzden 50 000 yıl kadar öncede yerleşim merkezi olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin içinde insan yaşamış en büyük mağarasıdır.
KAPADOKYA
Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır.apadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacaları'nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir.
FALEZLER, Antalya'nın iki büyük plajı olan Lara ve Konyaaltı arasında kalan bölgedir. Bu ilginç jeolojik yapı aynı zamanda doğal arıtma sistemi işlevi ile körfezin temizliğine önemli bir katkı sağlamaktadır.Antalya'nın iki büyük plajı olan Lara ve Konyaaltı arasında kalan bölgedir. Bu ilginç jeolojik yapı aynı zamanda doğal arıtma sistemi işlevi ile körfezin temizliğine önemli bir katkı sağlamaktadır. Antalya ile Fethiye arasında bulunan "Likya Bölgesi", tarihi ve turistik birçok değerlerinin yanısıra
Bakırdağları yöreyi tümüyle kaplayan ve kendi aralarında 4 bölüme ayrılan "BEYDAĞLARI" ile ünlüdür. En yüksek noktasının 3070 metre ile"Kızlarsivrisi" nin olduğu Beydağları "Tahtalıdağlar", "Bakırdağları", "Merkezi Beydağları" ve "Güneybatı Bölümü Beydağları" gibi alt katagorilere ayrılmaktadırlar. Kızlarsivrisi
Bölgedeki akarsuların ortak amacı Akdeniz'e ulaşmaktadır.En güzelleri Antalya'nın;
15 km. kuzeyindeki DÜDEN ŞELALESİ 18 Km. batısındaki KURŞUNLU ŞELALESİ ve Manavgat'ın 3 Km. kuzeyindeki MANAVGAT ŞELALESİ'dir.
ALTINBEŞİK DÜDENİ,
Dünyanın en ilginç mağaralarından birisidir. Toros Dağlarının altındaki bu ilginç yeraltı Dünya'sını görmek için özel hazırlık ve gereçler gereklidir. Yer altında çok sayıda mağara ve göl vardır. Bu göllerin su seviyeleri farklı olup aralarında çağlayanlar oluştururlar. Mağaralarda dev boyutlarda sarkıt ve dikitler mevcuttur. Bu mağara ve göllerin milyonlarca yıllık bir sürecin sonucu oluştuğu bilinmektedir. Konu ile ilgilenenler ve cesur tırmanıcılar için eşi bulunmaz bir doğa harikasıdır.
DAMLATAŞ MAĞARASI, Alanya'dadır. Sarkıt ve dikitler ihtiva eder. Mağara içindeki havanın nemlilik oranı % 90 civarındadır. Tedavi amacıyla da kullanılmaktadır.
KARAİN MAĞARASI, Yapılan kazılardan, bölgenin günümüzden 50 000 yıl kadar öncede yerleşim merkezi olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin içinde insan yaşamış en büyük mağarasıdır.
SAKLIKENT
Sadece 45 km. uzaklaşılınca 3000 m. yüksekliğe ulaşan Saklı Yaylasında kurulu Saklıkent'e varılır. Kış sporlarına elverişli bir yerdir Saklıkent. Aynı gün içinde Antalya plajlarından denize girebilir ya da Saklıkent'te kayak yapabilirsiniz
İNSUYU MAĞARASI
Burdur İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya Karayolu üzerinde, Burdur’a 15 km. uzaklıkta bulunan ve ülkemizde turizme ilk açılan mağaradır. 597 m. Uzunluğundadır. Su yüzeyine paraleldir. İçinde akarsular ve göller bulunmaktadır. Mağara ilk kez mağarabilimci Jeolog Dr. Temuçin AYGEN tarafından bulunmuş ve dönemin Valisi Vefik KİTAPÇIGİL’in çabalarıyla 1966 yılında turizme açılmıştır. 597 metrelik bölümü gezilebilen mağaranın içinde birbirleriyle bağlantılı irili ufaklı dokuz göl vardır. Bunlardan "Büyük Göl" adıyla anılanı 512 m2’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük yer altı gölüdür. Oluşumu 10 milyon yıl öncesine dayanan mağara, yukarıdan damlayan kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlar ve tavandan aşağıya sarkan kalker birikintileriyle bir saray görünümündedir. Dilek Gölü’nde bulunan dikit, 6 metrelik boyuyla Türkiye’nin en büyük dikiti ve bir doğa harikasıdır
Nilüfer Çayı
Nilüfer İlçesi'ne adını veren ve Bursa'nın en önemli akarsuyu olan 103 km uzunluğundaki Nilüfer çayı, Uludağ’ın güney yamaçlarında 850 metre yükseklikteki 2 mağaradan çıkar. Başlangıç bölümünde adı Aras Suyu’dur. Bu su batı doğrultusunda akarken çeşitli kollarla birleşerek “Nilüfer” adını alır.
Doğancı köyü yakınlarında önüne kurulan bir barajla Bursa kent içme suyunun önemli bir bölümünü depolar. Ayrıca kentin içme suyu gereksinimini karşılamak üzere, daha yüksekte Karaıslah dolaylarında Nilüfer Barajı yapımı sürmektedir. Antik çağ kaynaklarında adı “Odrys” çayı olarak geçen Nilüfer, Bursa Ovası’nı suladıktan sonra Uluabat Gölayağına dökülür. Bursa Ovası ve çevresinin derelerini ve Çayırköy Ovası’ndan Ayvalı Dere’yi alarak Uluabat Gölü’ne ulaşan Nilüfer, daha sonra Susurluk Çayı ile birleşerek Karacabey Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne dökülür.
Soğukpınar, Kaplıkaya, Değirmendere ve Madendere ile dağın kuzeyinden doğan Gökdere, Kaplıkaya, Kırkpınar ve Balıklı derelerinin tümü Nilüfer'e karışarak Marmara Denizi'ne dökülür. 1930'lu yıllarda, Bursa ovasına açılan Almankanalı, Cenupkanalı ve Anakanal gibi kanallar da Nilüfer'e bağlıdır. 1671 tarihli bir kadı sicilinden anlaşıldığı üzere, o dönemlerde Nilüfer Deresi ile çam ağaçları taşınmıştır. "Velhasıl Bursa sudan ibarettir" diyen Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de bu suyun asla geçit vermediği yazar. Uluabat Gölü (Apolyont Gölü)
Türkiye’nin 10. büyük gölü olan ve Nilüfer ilçe sınırlarında bulunan Uluabat Gölü, kentin en gözde doğal güzelliklerinden biridir.
Yüzölçümü 156 km2 olan gölün kuzey ve batı kıyıları sazlık ve bataklıktan oluşmaktadır. Doğu-batı doğrultusunda uzunluğu 25, en geniş kesiminde genişliği 14 kilometredir. Göl havzasının büyüklüğü yaklaşık olarak 10 bin 500 kilometrekare, göl alanı 13 bin 500 hektar, derinliği ise ortalama 2.4, en çok 4 metre dolayındadır.
En önemli beslenme kaynağı, göle saniyede ortalama 64 metreküp su getiren Mustafakemalpaşa Çayı’dır. Çayın, mevsimlere göre getirdiği su miktarında görülen değişiklikler, göl su düzeyinin alçalıp yükselmesinde neden olmaktadır. Ayrıca, gölün güneybatısındaki tarım alanlarının drenaj suları da göle verilmektedir. Gölün fazla suları gölün batısındaki Uluabat Deresiyle Susurluk Çayı'na ve bu çayla birlikte Marmara Denizi'ne boşalmaktadır.
Gölde irili ufaklı 9 ada vardır. Bunların en önemlisi Gölyazı köyünün üzerinde kurulu olduğu ada ile, Halilbey (Alyos) ve Nailbey (Manastır) adalarıdır. Gerek Alyos, gerekse Manastır adalarında Bizans döneminden kalma örenler bulunmaktadır. Uluabat Türkiye'nin önemli balıkçılık alanlarından biridir. 21 balık türünün bulunduğu ve daha önceleri kerevitin bol olduğu gölde, şimdilerde daha çok sazan ve turna avlanmaktadır.
Uluabat Gölü sucul bitkiler yönünden de ülkemizin en zengin sulak alanlarından biridir. Gölün hemen hemen bütün kıyıları geniş sazlıklarla, sığ kesimleri ise su içi bitkileriyle kaplıdır. Göl, Türkiye'nin en geniş nilüfer yataklarına sahiptir. Anadolu'ya kuzeybatıdan giren kuş göç yolu üzerinde yer alması ve önemli kuş alanlarından Kuş Gölü'ne çok yakın mesafede bulunması nedeniyle Uluabat Gölü, kuş varlığı yönünden sadece ülkemizin değil, Avrupa ve Ortadoğu'nun da en önemli sulak alanlarından biridir. Türkiye'deki 97 önemli kuş alanından biridir. Uluabat Gölü dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan kuş türlerinden Küçük Karabatağın ve Tepeli Pelikan’ın önemli beslenme ve kışlama alanıdır. Antik çağda çok daha büyük olan Uluabat Gölü ile Marmara Denizi arasında, deniz taşımacılığı yapıldığı bilinmektedir. 1980’li yıllardan sonra göl yakınlarında kurulmaya başlanan sanayi ve Orhaneli Çayı’nın taşıdığı kömür atıkları dolayısıyla gölün suyunda büyük ölçüde kirlenme ve göl alanında daralma başlamıştır.
Göl ve havzasındaki yaşamın tehlike altına girmesi üzerine, bölge 1998 yılında uluslararası “Ramsar Sözleşmesi” kapsamında koruma altına alınmıştır. 2000 yılında ise uluslararası 'yaşayan göller' kapsamına alınan Uluabat Gölü, çevresindeki biyolojik çeşitlilik nedeniyle de doğasever ve çevreci bakışların buraya yönelmesine yol açmıştır. Ayvaini Mağarası
Uluabat Gölü yakınlarındaki pekçok şirin köyden biri olan, Bursa'ya 40 km uzaklıktaki Ayva Köyü, eşsiz bir özelliğe sahip. Türkiye'nin en uzun 6. mağarası olan Ayvaini Mağarası, Bursa'nın "yeşil" sıfatına yakışır özellikteki bu köyde yer alır. Hidrolojik olarak etkin durumda olan mağaranın Ayva ağzından yer altı suları çıkmaktadır. Mağaranın ikinci ağzı ise, Mustafakemalpaşa İlçesi’ne bağlı Kazanpınar ve Doğanalan köyleri arasındadır. Mezozoik zamandan günümüze gelen ve 1970 yılında 3 kişilik bir İspanyol ekip tarafından keşfedilen mağaranın uzunluğu 5.5 kilometreyi buluyor.
İçinde derinlikleri yer yer 3-4 metreye ulaşan 60 adet gölcük bulunan mağaranın çıkışındaki gölcüğün uzunluğu ise yaklaşık 400 metre. Su seviyesinin mevsimlere göre değişiklik gösterdiği, olağanüstü sarkıtlarla kaplı, bakir ve el değmemiş yapısı ile gerçek bir doğa harikası olan Ayvaini Mağarası, özellikle üniversitelerin mağaracılık kulüplerinin ilgi odağıdır.
Güney Marmara Bölgesi’nin en uzun yer altı geçidi olduğu belirlenen ve sarkıt, dikit, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları ve küçük gölcükleriyle olağanüstü bir doğa harikası olan bu mağarayı gezmek için rehber alınması zorunludur.
22:43 - 2/5/2008 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
A. Yeniden Dogus (Rönesans) Dönemi'nde Bilim
(On Besinci Yüzyil ve On Altinci Yüzyil)
Rönesans'i, Ortaçag ile Yeniçag arasinda geçen zaman dilimi olarak tanimlayabiliriz; ancak Ortaçag ansizin sona ermedigi gibi Yeniçag da ansizin baslamamistir. Ayrica Ortaçag'in bitmesi ve Yeniçag'in baslamasi her ülkede ayni tarihlerde gerçeklesmemistir; örnegin Italya'da diger ülkelerden daha önce, 14. yüzyilin ortalarinda 'Petrarca Zamani'nda baslamistir.
Rönesans, diger bütün özellikleri bir yana, Ortaçag'in kavramlarina ve yöntemlerine karsi bir baskaldiridir. Herkes bilir ki her nesil bir öncekine karsi su veya bu ölçüde tepki gösterir; her dönem bir öncekine karsi yapilmis bir baskaldiridir ve bu böyle devam eder; ancak, Rönesans'da yapilan baskaldiri, digerlerine göre daha sert olmustur.
Ortaçag'in karakteristik özelliklerinden birisi yeniliklere karsi duyulan korkudur. Rönesans ise bu konuda daha hosgörülü olmustur. Her yenilik sorunlar yaratmis, ancak yenilikler insanlarin karsisina giderek artan bir siklikla çikmaya baslayinca, bunlara alisilmis ve yeniliklere karsi daha az güvensizlik duyulur olmustur; sonunda insanlar yeniliklerden hoslanmislardir.
Bilim alaninda, yapilan yenilikler devrim niteligindedir. Bu durum ürkek insanlarin neden bilimden korktuklarini açikçi ortaya koymaktadir; çünkü hiçbir sey bilginin gelisimi kadar çag açici olamaz; her türlü toplumsal gelisimin kökeninde bilim bulunmaktadir. Rönesans döneminin bilim adami yeni bir bakis degil, yeni bir olusum ortaya koymustur. Yenilikler çogu kez öyle büyük olmustur ki o döneme Yeniden Dogus ya da Rönesans degil, Gerçek Dogus, Yeni Bir Baslangiç demek daha uygun olur.
Rönesans, insanin kendi üzerine egildigi, kendini kesfettigi ve hümanist görüsün önem kazandigi bir dönemdir. Ortaçag'da egemen olan Hiristiyan anlayisi bu dünyanin degerini, insani öbür dünyaya hazirlayisi ile ölçmüstür. Oysa hümanistler insanin bu dünyadaki yasami ile ilgilenmislerdir. Bütün bunlar insanin kendi üzerine egilmesine, baska deyisle, insanin kendini kesfetmesine neden olmustur.
a. Doga ve Bilgi Felsefesi
Bu dönemde Yunan felsefe ve bilim anlayisina yeniden dönülmüs ve bu anlayisin daha derinden kavranabilmesi için Yunanca'dan çeviriler yapilmaya baslanmistir.
Bu döneme damgasini vuran etkinlik, dogaya iliskin dogru ve güvenilir bilgi elde etmek için gerekli olan yöntem arayisidir. Bu yöntemin araçlari olarak gözlem ve deney üzerinde durulmustur.
Ayrica, yeni bir insan ve yeni bir toplum arayisi yönündeki çalismalar bir varlik olarak insan ve toplumun yeniden sorgulanmasini ve dogadaki yerinin yeniden belirlenmesi sorununu gündeme getirmistir.
* Francis Bacon
Bacon (1561-1626), bilimin önemini ve insanligin refahi yönünden vaadettigi olanaklari ilk kavrayan düsünürlerden birisidir. Onun asil ilgisi bilimi anlamak, bilgi edinmenin dogru ve etkili yolunu kesin bir biçimde bulup ortaya çikarmaktir. Çünkü ona göre, doganin gizemlerini çözmek ve kanunlarini kesfetmek insanligin refahi ve ilerlemesi için gereklidir.
Bacon'a göre, bugüne kadar insanin doga karsisinda çaresiz ve zavalli bir duruma düsmesinin nedeni, ne insan aklinin yetersizligi ne de doganin anlasilamayacak kadar karmasik olmasidir. Neden, yalnizca yanlis bir yöntemin kullanilmasidir.
Böylece yöntemin gerekliligini ve önemini belirledikten sonra Bacon, bunun nasil olusturulabilecegi üzerinde düsünmeye baslar. Bunun için de öncelikle insanlarin yanlisa neden ve nasil düstüklerinin gerekçelerini belirlemeye yönelir.
Bacon'a göre, insanlarin yanlisa düsmelerinin nedenleri sunlardir:
1. Üniversitelerde ögretimin bozulmus olmasi: Ona göre, bunun temelinde yatan neden skolastik düsüncenin egemen olmasidir. 2. Insan Akli: Bacon'a göre, insanlarin yanilmalarinin nedenlerinden birisi de kendi aklidir. Çünkü insan akli çabuk karar vermeye ve genellemeye düskündür. Bir konu üzerinde biraz durunca yorulur, gereken sabri gösteremez ve yanlisa düsebilir. Öyleyse dogru bilgi nasil elde edilecektir? Bunun için iki sey gereklidir.
1. Önyargilardan siyrilmak. 2. Saglam bir yöntem uygulamak.
b. Matematik
Bu dönem diger alanlarda oldugu gibi matematik alaninda da yeniden bir uyanisin gerçeklestigi ve özellikle trigonometri ve cebir alanlarinda önemli çalismalarin yapildigi bir dönemdir. Rönesans matematigi özellikle Raffaello Bombelli, François Viète ve Simon Stevin ile doruk noktasina ulasmistir.
c. Astronomi
Bu dönemde en önemli gelisme astronomi alaninda olmustur. Kopernik, Yunan Dönemi'nden beri yürürlükte bulunan Yer Merkezli Evren Kurami'nin yerine, Günes Merkezli Evren Kurami'ni kurmus ve Yer'in, Günes'in çevresinde dairesel bir yörünge üzerinde dolanan bir gezegen oldugunu savunmustur. Böylece, Yer'in evrenin merkezinden kaldirilmasina bagli olarak insanin evrendeki konumu da yeniden sorgulanmaya baslanmistir.
Tycho Brahe ise Yer'i evrenin merkezinden kaldirmanin doguracagi bilimsel ve dinsel sakincalari göz önünde bulundurmus ve Yer-Günes Merkezli Evren Kurami ile Kopernik'e karsi çikmistir.
* Kopernik
Kopernik, düsünce tarihinde bir dönüm noktasini simgeler. Onun adiyla anilan sistem yalniz modern bilimin dogusuna degil, insanin evren içindeki yerini saptamada yeni ve daha ölçülü bir görüsün ortaya çikmasina da baslangiç sayilir. Gerçekten de Kopernik’le birlikte insanoglunun kendini evrenin merkezinde sayma iddiasi yikilmis, doganin bir uzantisi, bir parçasi oldugu düsüncesi dogmustur. Bu devrimin kaynagi “Göksel Kürelerin Dolanimi Üzerine” adli yapitidir.
Kopernik sistemi birçok yönlerden Aristoteles görüsünden ayrilmaz. Kitabinin ilk bölümünün basliklari bu gerçegi göstermeye yeter:
• Evrenin küresel oldugu • Arzi’in küresel oldugu • Göksel cisimlerin hareketlerinin düzgün dairesel, ve sürekli oldugu... gibi
Onun sistemine devrimci niteligi veren sey yerküreyi evrenin merkezi olmaktan çikarip, Günes çevresinde dolanan siradan bir gezegen saymasidir.
* Tycho Brahe
Copernicus'un Günes-merkezli sistemi, Yermerkezli sistemden çok daha basarili degildi. Ayrica henüz yeni fizik kurulmadigindan, Günes'in evrenin merkezinde ve Yer'in de bir gezegen gibi onun çevresinde döndügünün kaniti da verilemiyordu. Bu nedenle, astronomlar Copernicus'u hemen kabul etmediler. Ancak astronomlarin karsisinda gök olaylarinin hesabini verebilen iki sistem vardi. Bunlardan hangisinin evrenin gerçek yapisini yansittiginin bilinmesi gerekiyordu. Bu da dogru gözlemler yapmakla mümkün olacakti.
Brahe, sisteminden çok, yaptigi gözlemlerle önem tasir. Onun yaptigi gözlemler sayesinde Aristoteles fizigi ve kozmolojisi büyük darbeler almistir. 1572 yilinda, Cassiopea takimyildizinda yeni bir yildiz ortaya çikar. Yaptigi hesaplamalarla Brahe, bu gökcisminin sabit yildizlar bölgesinde bulundugunu ve yeni bir yildiz oldugunu ortaya çikardi. Aristoteles fizigine göre eterden yapilmis olan bu bölge mükemmeldi ve burada yeni hiçbir sey varliga gelemeyecegi gibi, var olan bir sey de yok olamazdi. Oysa bu 1572 yildizi (bugünkü deyimi ile nova) Aristoteles'in temel prensiplerine karsiydi. Brahe, 1577'de ise, bir kuyruklu yildiz gözlemler. Bu yildizin Ay küresinin disinda, bu kürenin çok uzaginda oldugunu saptar. Bu da Aristoteles kozmolojisine aykiri idi. Çünkü Aristoteles'e göre, kuyruklu yildizlar Ay küresinin altindadir. Böylece onun yaptigi bu gözlemler sayesinde Aristoteles kozmolojisi büyük darbeler alir. Bundan sonra Kepler'i beklemek gerekecektir.
1576 yilinda Hven Adasi'nda dönemin en önemli gözlemevini kuran Brahe, bu gözlemevinde, o zamana kadar Bati Dünyasi'nda karsilasilmayan büyük boyutlu gözlem araçlari insa edilmis, özellikle duvar kadrani çok ilgi çekmistir. Pratik astronomide büyük bir yenilik olan günlük gözlemler de yapmistir.
d. Fizik
Bu dönemde fizik alani diger alanlar kadar gelismemistir. Ancak Gilbert'in miknatis üzerine yapmis oldugu deneysel incelemeler deneysel yöntemin güçlenmesini saglamistir.
e. Biyoloji
Bu dönemde diger bilimlerin yani sira biyolojide de önemli gelismeler yasanmistir. Otto Brunfels, Herbarum Vivae Eicones (Bitkilerin Canli Resimleri, 1530-1540) adli yapitiyla botanigi ve Conrad Gesner ise Historiae Animalium (Hayvanlar Tarihi) adli yapitiyla zoolojiyi yeniden canlandirmistir.
f. Tip
Bu dönemde Leonardo da Vinci ve Andreas Vesalius'un yapmis oldugu di:-):-):-):-)iyon çalismalari sonucunda çagdas anatominin temelleri atilmistir.
Ayrica Paracelsus, bütün varliklarin ortak bir temeli oldugu düsüncesinden hareket ederek, canlilar ve cansizlarin birbirinden farkli olmadiklarini ve temelde yedi ögeden olustuklarini söylemistir. Bu nedenle cansizlarin yapisini açiklarken kullanilan yasa ve ilkelerin, canlilarin yapisini açiklarken kullanilan yasa ve ilkelerle özdes olmasi gerektigini savunmustur. Öyleyse hastalik canli yapidaki kimyasal dengenin bozulmasi, saglik ise bu dengenin yeniden kurulmasidir.
g. Teknik
Bu dönemde bulunan ve kullanilan barut, pusula ve matbaa doga bilimlerinin gelisimini büyük ölçüde etkilemistir.
Rönesans döneminin en büyük gelismesi hiç kuskusuz ki baski tekniginin bulunmasi olmustur. Bu teknigin kültürün yayilmasinda ve standartlasmasinda büyük bir önem tasidigi açiktir. Yazma yapitlar bir çok açidan özgündür, ama yanlislara, eklemelere ve çikarmalara çok açiktir. Baski teknolojisi ise tek seferde, birbirinin ayni olan yüzlerce kopyayi yayimlamaya ve bir kitabin belli bir sayfasina gönderide bulunmaya olanak tanimistir.
Baski tekniginin bulunmasi, ayni dönemlerde, gravür tekniginin de bulunmasi ile zenginlesmistir. Agaç ve bakir levha oymaciligi, grafik alaninda, matbaanin yazi alaninda yaptigi katkinin tam olarak aynisini yapmistir. Sanat ürünleri yayginlasmaya ve standartlasmaya baslamistir.
Bu iki bulus yani, baski ve gravür, bilginin gelisiminde çok büyük bir önem tasimaktadir. Baski, temel alinabilecek matematiksel ve astronomik tablolarin, gravür ise bitkilerin, hayvanlarin, anatomik ya da cerrahî ayrintilarin ve kimyasal araçlarin kitaplara resimler biçiminde girmesine olanak saglamistir.
B. On Yedinci Yüzyil'da Bilim
(Bilimsel Devrim)
Bu dönemin en büyük özelligi, bilimsel yöntemin, yani önermelerin dogrulugunun deneysel olarak sinanmasi yolunun ortaya çikmasi ve buna bagli olarak fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlerin felsefeden bütünüyle ayrilmasidir.
Özellikle astronomi alaninda Kepler ve fizik alaninda ise Galilei ve Newton'un yapmis oldugu arastirmalar ve kurmus oldugu kuramlar sonucunda bilimde çok büyük bir atilim gerçeklestirilmis ve bilim, diger düsünsel etkinlikleri yönlendiren bir düsünsel etkinlik konumuna yükselmistir. Bu nedenle bu çag, bilim tarihçileri tarafindan Bilimsel Devrimler Çagi olarak adlandirilmistir.
a. Doga ve Bilgi Felsefesi
Bu dönemde bilimin giderek güçlenmesi ve diger düsünsel etkinlikleri yönlendirir bir konuma yükselmesi bilimin nasil bir etkinlik olduguna iliskin arastirmalarin yogunlasmasina neden olmustur. Bu konuda özellikle Bacon ve Descartes önemli görüsler ileri sürmüslerdir.
* Descartes
Modern felsefenin ve analitik geometrinin kurucusu olan Descartes (1596 - 1650) için de, Bacon'da oldugu gibi, amaç dogayi egemenlik altina almaktir. Çünkü insan ancak o zaman mutlu olabilir. Fakat doga, skolastigin sagladigi bilgilerle egemenlik altina alinamaz. Böylece Descartes'in da skolastigin insani yanlisa götürdügünü düsündügü anlasilmaktadir. Ona göre, bunun iki nedeni vardir.
1- Skolastigin kavramlari açik ve seçik degildir. 2- Bu yöntem dogru bilgi elde etmeye uygun degildir.
Böylece Descartes yeni bir yönteme gereksinim oldugunu belirtir. Çünkü ona göre dogruyu yanlistan ayirt etme gücü, yani akil (sagduyu) esit olarak dagitilmistir. O halde bu kadar yanlis bilginin kaynagi akil olamaz. Böylece Descartes, insanlarin yanlisa düsmelerinin tek nedeninin dogru bir yönteme sahip olmamalari oldugu sonucunu çikarir.
Bundan sonra yöntemini kurmaya çalisan Descartes, öncelikle bu konuda kendine nelerin yardimci olacagini arastirir ve iki seyin bulunduguna karar verir:
1- Klasik mantik 2- Eskilerin kullandigi Analiz
Descartes bu iki yoldan analizin daha dogru olduguna karar verir. Matematikle ilgili çalismalari sonucunda da analitik geometriyi bulur. Burada esas olan bir cebir denkleminin bir geometrik sekille anlatilmasidir. Descartes'in bu önemli bulusundan sonra diger önemli bir katkisi da geometri ile cebir arasinda kurdugu paralelizmin ayni sekilde matematik ve diger bilimler arasinda da kurulabilecegini belirtmesidir. Çünkü ona göre her hangi bir bilimde bir seyi bilmek demek aslinda sayi ve ölçüden baska bir sey degildir. Bundan dolayi da bütün bilimlerde tek bir yöntem uygulamak olanaklidir. Bu da matematiksel yöntemdir. Böylece ilk defa bütün bilimlerin yönteminin tek bir yöntem oldugu belirtilmistir. Bu nedenle Descartes'in yöntemine evrensel matematik yöntem denmistir.
Descartes'in bu analiz agirlikli, yöntemsel kuskuculuga dayanan yöntemi, felsefe için gerçekten çok yenidir. Bilimin yöntemi ve kartezyen felsefe sistemiyle ünlü olan Descartes, ayni zamanda büyük bir matematikçidir. Cebirsel islemleri geometriye uygulayarak analitik geometriyi kurmustur. O zamana kadar geometri ve cebir problemleri kendi özel yöntemleri ile ayri ayri çözülmekteydi. Ancak Descartes, cebir ve geometri arasindaki bu mesafeyi ortadan kaldiran, cebiri geometriye uygulayan genel bir yöntem ileri sürdü. Descartes bütün fizigin bu sekilde geometrik iliskilere indirgenebilecegini düsünerek, bütün evreni matematiksel olarak açiklamaya çalismistir.
b. Matematik
Bu dönemde çagdas matematigin temelleri atilmis ve Pierre de Fermat sayilar kuramini, Pascal olasilik kuramini, Leibniz ve Newton ise diferansiyel ve integral hesabi kurmuslardir
c. Astronomi
Kopernik'in kurmus oldugu Günes Merkezli Evren Kurami çerçevesinde yürütülen arastirmalar sonucunda Eudoxus, Aristoteles ve Batlamyus'tan beri savunulagelmekte olan Yer Merkezli Evren Kurami yikilmis ve Galilei ile Kopernik kurami gözlemsel açidan, Kepler ile kuramsal açidan gelistirilmis ve çagdas astronominin temelleri atilmistir. Böylece Kepler'in Elips Yörüngeler Kanunu ile gök mekanigine giden yol açilmistir.
* Sir Isaac Newton
Newton (1642 - 1727), tarihin yetistirdigi en büyük bilim adamlarindan biridir ve matematik, astronomi ve fizik alanlarindaki buluslari göz kamastirici niteliktedir; klasik fizik onunla doruga erismistir. Bilime yaptigi temel katkilar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Günes isiginin yapisi olarak siralanabilir. Çalismalarini Doga Felsefesinin Matematik Ilkeleri (Principia) ve Optik adli eserlerinde toplamistir.
Newton 1665 yilinda uzunluklar, alanlar, hacimler, sicakliklar gibi sürekli degisen niceliklerin degisme oranlarinin nasil Principia'da Newton, Galilei ile önemli degisime ugrayan hareket problemini yeniden ele alir. Uzun yillar Aristoteles'in görüslerinin etkisinde kalmis olan bu problemi Galilei, eylemsizlik ilkesiyle kökten degistirmis ve artik cisimlerin hareketinin açiklanmasi problem olmaktan çikmisti. Ancak, problemin gök mekanigini ilgilendiren boyutu hâlâ tam olarak açiklanamamisti. Galilei'nin getirdigi eylemsizlik problemine göre disaridan bir etki olmadigi sürece cisim durumunu koruyacak ve eger hareket halindeyse düzgün hizla bir dogru boyunca hareketini sürdürecektir. Ayni kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler dogrusal degil, dairesel hareket yapmaktadirlar. O zaman bir problem ortaya çikmaktadir. Niçin gezegenler Günes'in çevresinde dolanirlar da uzaklasip gitmezler?
Newton bu sorunun yanitini, Platon'dan beri bilinmekte olan ve miktarini Galilei'nin ölçtügü gravitasyonda bulur. Ona göre, Yer'in çevresinde dolanan Ay'i yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir tasin düsmesine neden olan kuvvettir. Daha sonra Ay'in hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayi açiklamaya çalisan Newton, söyle bir varsayim olusturur:
Bir dagin tepesinden atilan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasina düsecektir. Daha hizli firlatilirsa, daha uzaga örnegin A' noktasina düser. Eger ilk atildigi yere ulasacak bir hizla firlatilirsa, yere düsmeyecek, kazandigi merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengelenecegi için, tipki dogal bir uydu gibi Yer'in çevresinde dolanip duracaktir
Böylece yapay uydu kuraminin temel prensibini de ilk kez açiklamis olan Newton, çekimin matematiksel ifadesini vermeye girisir. Kepler kanunlarini göz önüne alarak gravitasyonu F = M.m /r olarak formüle eder. Daha sonra gözlemsel olarak da bunu kanitlayan Newton, böylece bütün evreni yöneten tek bir kanun oldugunu kanitlamistir. Bundan dolayi da bu kanuna evrensel çekim kanunu denmistir.
Newton'un diger bir katkisi da fizikte kuramsal evreyi gerçeklestirmis olmasidir. Kendi zamanina kadar bilimde gözlem ve deney asamasinda bir takim kanunlarin elde edilmesiyle yetinilmisti. Newton ise bu kanunlar isiginda, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin olusturuldugu kuramsal evreye ulasmayi basarmis ve fizigi, tipki Eukleides'in geometride yaptigina benzer sekilde, aksiyomatik hale getirmistir. Dayandigi temel prensipler sunlardir:
1. Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hizla dogru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur. 2. Bir cisme bir kuvvet uygulanirsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantilidir (F = m.a). 3. Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zit yönde ama ona esit bir F kuvveti uygular.
Newton'un agirlikla ilgilendigi bir diger bilim dali da optiktir. Optik adli eserinde isigin niteligini ve renklerin olusumunu ayrintili olarak incelemistir ve ilk kez günes isiginin gerçekte pek çok rengin karisimindan veya bilesiminden olustugunu, deneysel olarak kanitlamistir. Bunun için karanlik bir odaya yerlestirdigi prizmaya günes isigi göndererek renklere ayrilmasini ve daha sonra prizmadan çikan isigi ince kenarli bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz isigi elde edebilmistir. Ayrica her rengin belirli bir kirilma indisi oldugunu da ilk bulan Newton'dur.
* GALILEO GALILEI (1564-1642) ( Ek1)
d. Fizik
Bu dönemde çagdas mekanik ve optik bilimleri kurulmustur. Galilei kinematiksel yaklasimi benimseyerek çagdas mekanigin temel problemlerini matematiksel olarak açiklanmis ve çözüme kavusturulmustur. Eylemsizlik Ilkesi'nin formüle edilmesi ile birlikte klasik mekanigin dogal yer, ivme ve kütle gibi temel kavramlari matematiksel bir biçimde yeniden ifade edilmis ve duraganlik, hareket gibi, hareket de duraganlik gibi dogal bir olgu niteligine kavusturulmus ve bu baglamda hareket bir problem olmaktan çikarilmistir.
Newton ise Eylemsizlik Ilkesi'nin dogal bir hareket olarak kabul edilmesi sonucunda döngüsel hareketin açiklanmasinin gerekliligini vurgulayarak, kinematiksel yaklasimin yerine dinamiksel yaklasimla göksel cisimlerin döngüsel hareketlerini çekim kavrami çerçevesinde çözüme kavusturmustur.
e. Kimya
Bu dönemde kimya alaninda maddenin yapisina iliskin deneysel çalismalar baslamis ve özellikle Boyle, ve Hook gibi bilim adamlari sayesinde yeni bir atom kurami gelistirilmistir.
f. Biyoloji
Bu dönemde gelistirilen mikroskop araciligi ile Malpighi, Leewenhook ve Swammerdan gibi bilim adamlari, degisik canli yapilar üzerinde arastirmalar yapmis ve böylece Hücre Kurami'nin kurulmasini saglamislardir.
Ayrica, Willis, Hooke ve Mayow yapmis olduklari çalismalar sirasinda canli ve cansiz yapilarin çok küçük parçaciklardan olustugunu ve temel yapilarinin benzer olmasi dolayisiyla islevlerinin de birbirine benzemesi gerektigini düsünmüslerdir.
g. Tip
Bu dönemde anatomi, fizyoloji ve embriyoloji konusundaki arastirmalar gelistirilmis ve özellikle Harvey, büyük Yunan hekimlerinden Galenos'u elestirerek kan dolasimini bulmustur.
h. Teknik
Insanin gündelik gereksinimlerini karsilamak ve dogal çevresini çikarlarina uygun bir sekilde degistirmek için, çogu zaman bilimsel bilgi birikiminden yararlanarak bir takim alet ve makinalar yapmasi eylemi diye tanimlanabilecek teknolojinin oldukça eski bir geçmisi vardir; ancak asil önemli gelismeler, bilimle teknolojinin bulusturulmaya baslandigi bu dönemde yasanmistir.
Sonradan Sanayi Devrimi (1750-1900) olarak isimlendirilecek olan bu gelisimlerin en belirgin niteligi, üretimin insan, hayvan, su ve rüzgar gücü yerine buhar makinalariyla gerçeklestirilmesidir.
Atmosfer basincinda çalisan ilk pistonlu buhar makinasi 1712'de Ingiliz mucit Thomas Newcomen tarafindan icat edilmis ve 1769'da James Watt tarafindan gelistirilerek sanayinin hizmetine sunulmustur. Buhar makinalarini buharli gemi (1807) ve buharli lokomotif (1825) gibi ulasim araçlarinin gelistirilmesi izlemistir.
22:41 - 2/5/2008 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
TÜRK EDEBİYATI |
| 1 |
• M. Kemal Atatürk |
-Nutuk |
| 2 |
• Kutadgu Bilig’den Seçmeler |
|
| 3 |
• Dede Korkut Hikâyeleri |
|
| 4 |
• Yunus Emre Divanı’ndan Seçmeler |
|
| 5 |
• Mevlana |
-Mesnevî’den Seçmeler |
| 6 |
• Nasreddin Hoca Fıkralarından seçmeler |
|
| 7 |
• Divan Şiirinden Seçmeler |
|
| 8 |
• Halk Şiirinden Seçmeler |
|
| 9 |
• Evliya Çelebi |
-Seyahatnâmesi’nden Seçmeler |
| 10 |
• Kerem ile Aslı |
|
| 11 |
• Samipaşazade Sezai |
-Sergüzeşt |
| 12 |
• Halit Ziya Uşaklıgil |
-Mai ve Siyah |
| 13 |
• Hüseyin Rahmi Gürpınar |
-Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç |
| 14 |
• Ahmet Rasim |
-Şehir Mektupları |
| 15 |
• Ahmet Hikmet Müftüoğlu |
-Çağlayanlar |
| 16 |
• Ömer Seyfettin |
-Hikâyelerden Seçmeler |
| 17 |
• Mehmet Âkif Ersoy |
-Safahat |
| 18 |
• Ahmet Haşim |
-Bize Göre |
| 19 |
• Yahya Kemal Beyatlı |
-Eğil Dağlar |
| 20 |
• Yahya Kemal Beyatlı |
-Kendi Gök Kubbemiz |
| 21 |
• Abdulhak Şinasi Hisar |
-Boğaziçi Mehtapları |
| 22 |
• Ruşen Eşref Ünaydın |
-Diyorlar ki |
| 23 |
• Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
-Kiralık Konak |
| 24 |
• Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
-Yaban |
| 25 |
• Refik Halit Karay |
-Memleket Hikâyeleri |
| 26 |
• Refik Halit Karay |
-Gurbet Hikayeleri |
| 27 |
• Halide Edib Adıvar |
-Sinekli Bakkal |
| 28 |
• Halide Edib Adıvar |
-Mor Salkımlı Ev |
| 29 |
• Reşat Nuri Güntekin |
-Anadolu Notları |
| 30 |
• Reşat Nuri Güntekin |
-Çalıkuşu |
| 31 |
• Falih Rıfkı Atay |
-Çankaya |
| 32 |
• Falih Rıfkı Atay |
-Zeytindağı |
| 33 |
• Faruk Nafız Çamlıbel |
-Han Duvarları |
| 34 |
• Nazım Hikmet |
-Memleketimden İnsan Manzaraları |
| 35 |
• Şevket Süreyya Aydemir |
-Suyu Arayan Adam |
| 36 |
• Memduh Şevket Esendal |
-Ayaşlı ile Kiracıları |
| 37 |
• Peyami Safa |
-Dokuzuncu Hariciye Koğuşu |
| 38 |
• Peyami Safa |
-Fatih-Harbiye |
| 39 |
• Nihad Sami Banarlı |
-Türkçe’nin Sırları |
| 40 |
• Ahmet Hamdi Tanpınar |
-Beş Şehir |
| 41 |
• Ahmet Hamdi Tanpınar |
-Sahnenin Dışındakiler |
| 42 |
• Samiha Ayverdi |
-İbrahim Efendi Konağı |
| 43 |
• Necip Fazıl Kısakürek |
-Çile |
| 44 |
• Sabahattin Ali |
-Kuyucaklı Yusuf |
| 45 |
• Ahmet Kutsi Tecer |
-Şiirler |
| 46 |
• Ahmet Muhip Dıranas |
-Şiirler |
| 47 |
• Âşık Veysel |
-Dostlar Beni Hatırlasın |
| 48 |
• Orhan Veli |
-Bütün Şiirleri |
| 49 |
• Cahit Sıtkı Tarancı |
-Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri) |
| 50 |
• Kemal Tahir |
-Esir Şehrin İnsanları |
| 51 |
• Orhan Kemal |
-Eskicinin Oğulları |
| 52 |
• Sait Faik Abasıyanık |
-Kayıp Aranıyor |
| 53 |
• Sait Faik Abasıyanık |
-Hikâyelerinden Seçmeler |
| 54 |
• Halikarnas Balıkçısı |
-Aganta Burina Burinata |
| 55 |
• Kemal Bilbaşar |
-Cemo |
| 56 |
• Samim Kocagöz |
-Kalpaklılar |
| 57 |
• Tarık Buğra |
-Küçük Ağa |
| 58 |
• Necati Cumalı |
-Tütün Zamanı |
| 59 |
• Rıfat Ilgaz |
-Karartma Geceleri |
| 60 |
• Orhan Hançerlioğlu |
-7. Gün |
| 61 |
• Fakir Baykurt |
-Kaplumbağalar |
| 62 |
• Faik Baysal |
-Drina’da Son Gün |
| 63 |
• Abbas Sayar |
-Yılkı Atı |
| 64 |
• Haldun Taner |
-Hikâyelerinden Seçmeler |
| 65 |
• Oğuz Atay |
-Bir Bilim Adamının Romanı |
| 66 |
• Aziz Nesin |
-Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz |
| 67 |
• Sabahattin Kudret Aksel |
-Gazoz Ağacı |
| 68 |
• Yusuf Atılgan |
-Anayurt Oteli |
| 69 |
• Cemil Meriç |
-Bu Ülke |
| 70 |
• Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL |
-Gençlerle Başbaşa |
| 71 |
• Naki Tezel |
-Türk Masalları |
| 72 |
• Salâh Birsel |
-Boğaziçi Şıngır Mıngır |
| 73 |
• Bahattin Özkişi |
-Sokakta |
| 74 |
• Beydeba |
-Kelile veDimne |
| 75 |
• Eflatun |
-Devlet |
| 76 |
• Eflatun |
-Sokrates’in Savunması |
| 77 |
• Sadi |
-Gülistan |
| 78 |
• Servantes |
-Don Kişot |
| 79 |
• Balzac |
-Vadideki Zambak |
| 80 |
• Viktor Hugo |
-Sefiller |
| 81 |
• Goethe |
-Faust |
| 82 |
• Daniel Daefo |
-Robenson Cruzoe |
| 83 |
• Dostoyevski |
-Suç ve Ceza |
| 84 |
• Gogol |
-Ölü Canlar |
| 85 |
• Turgenyev |
-Babalar ve Oğullar |
| 86 |
• Tolstoy |
-Savaş ve Barış |
| 87 |
• Gustav Flaubert |
-Madam Bovary |
| 88 |
• Charles Dickens |
-İki Şehrin Hikâyesi |
| 89 |
• Knut Hamsun |
-Açlık |
| 90 |
• Jack London |
-Beyaz Diş |
| 91 |
• Rabindranath Tagore |
-Gora |
| 92 |
• Ernest Hemingway |
-Çanlar Kimin İçin Çalıyor |
| 93 |
• William Faulkner |
-Ses ve Öfke |
| 94 |
• İvo Andriç |
-Drina Köprüsü |
| 95 |
• Paniat İstrati |
-Akdeniz |
| 96 |
• John Steinbeck |
-Fareler ve İnsanlar |
| 97 |
• M Selimoviç |
-Derviş Ve Ölüm |
| 98 |
• Cengiz Dağcı |
-Onlar da İnsandı |
| 99 |
• Cengiz Aytmatov |
-Beyaz Gemi |
| 100 |
• Cengiz Aytmatov |
-Gün Olur Asra Bedel |
22:41 - 2/5/2008 - {yok} -
|
Tanım
İnternette arayıpta bulamadığınız tüm bilgiler bu sitede.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Cam Neden Saydamdır?
- Hızlı Okuma Tekniği Nedir?
- Jules Verne Kimdir?
- Yaşar Kemal Kimdir?
- John Locke Kimdir?
|